MİNİ MİNİ 1’LER SINIFINDAN BİR ÇOCUĞUN ANNESİ OLMAK…

admin Mayıs 30, 2017 4

Öncelikle 1. sınıflarda 5 yaş grubu (60-71 aylar) ile 6 yaş grubu (72-83 aylar) çocukları birlikte eğitim görecekleri için zorlu bir sürecin bizi beklediğini az çok tahmin ediyordum. Bu konuyla ilgili bir çok haber, bir çok yorum okumuştum daha okullar açılmadan önce. Çocuk gelişiminde birkaç ayın bile büyük önem taşıdığını göz önünde bulundurursak, oğlumun sınıftaki en küçük birkaç çocuğun arasında olması bizi bir hayli zorlayacaktı. Öyle de oldu…

6 ay-1 yıl gibi yaş farklarının üzerine bir de el yazısı ile eğitim kararıyla işler epeyce karıştı diyebilirim. Tabii oğlumun solak olması da cabası…

Okuldan gelir gelmez yemek istemeyen oğlumuzun ‘önce biraz dinleneyim sonra üstümü değiştirip yemek yerim’ ya da ‘tamam şimdi dinlendim, üstümü değiştireyim ama ellerimi sonra yıkarım, önce biraz oyun oynayayım’ yakarışları ile başladı maceramız. Tabii tam üstünü değiştirdi, ellerini yıkadı, yemeğini yedi derken ‘anneeee bana 5 dakika verrr daha oyuna yeni başladım’ şeklinde uzatmalara gider olduk ardından. Aslında çok ta haklıydı. O sadece bir çocuktu. Sabahın köründe kalkıyor, servise biniyor, bütün gün sınıfta öğretmenini ve derslerini takip ediyor, neredeyse akşamüstü diyebileceğimiz bir saatte evde oluyordu. Birazcık oyun oynamak en doğal hakkı değil miydi? Ya da bunca koşuşturmanın ardından bir de ödev yaptığında en doğal hakkını, oyun oynama hakkını ne zaman kullanacak, ne zaman eğlenecekti? Öte yandan oyun oynarken ipin ucunu biraz kaçırsak ödevleri ne zaman yapacak, ne zaman uyku için yatağa geçecektik? Tüm bunları dengelemek ve alışmak bir hayli zamanımızı aldı aslında.

Her evde bu böyle midir bilmem ama bizim evimizde çalışma masasına oturmamız bile başlı başına bir seremoni şeklinde olmaya başlamıştı. Ne de olsa biz bugüne bugün mini mini 1’ler sınıfıyız. 1.sınıf anneleri olarak durumu o kadar benimsiyoruz ki sanki ilkokula başlayan sadece çocuklarımız değil de onlarla birlikte bizmişiz gibi ‘mışlı, mişli’ konuşmalar yapıyoruz her birimiz.

Masaya oturduktan sonra durum düzeliyor mu? Tabii ki hayır. Sonra da çeşitli sebeplerle ödeve bir türlü başlayamıyoruz. Elinden bir dakikada yaklaşık on beş kez yere düşürdüğü kalemi eğilip alması, tam derse konsantre olmuşken pat diye okulda arkadaşlarıyla aralarında geçen diyaloglardan bahsedip dikkatinin dağılması, iki kelime yazdıktan sonra ‘bana yarın bir lira değil de iki lira verir misin?’ pazarlıkları vs derken zaman da su gibi akıp geçiyor…

Harfleri tanıtırken kırk yıllık ‘le’ sesine ‘lı’ demem gerektiğini de evdeki öğretmen emeklisi annemden öğreniyorum o da ayrı bir mevzu tabi…’le’ sesini verene kadar göbeğim çatlarken aslında sesin gerçek okunuşunun ‘lı’ olduğunu öğreniyorum. Allah’tan imdadıma anneanne yetişiyor da benden görevi devralıyor.

Bu saatten sonrası daha mı kolay zannediyorsunuz. Hayır, daha zor. Çünkü Ömer Doruk’un gözünde o bir anneanne. Torununa kıyamayan, olmazı olduran, ne kadar yorgun olursa olsun, bütün ev halkı olarak bizler açlıktan ölsek bile o kalkıp üşenmeden torununa özel yemekler pişiren, hatta ‘patates kızartması etrafı yağ içinde bırakıyor o yüzden fırında yapıyorum hem böyle daha sağlıklı oluyor’ diye bizi kandırıp,sırf torunu istedi diye üşenmeden saatlerce tavanın başında patates kızartıp bir o kadar süre de etraftaki yağları temizleyen fedakar bir anneanne.

Bu saatten sonra ödevlere ben refakat ederken, anneanne sabır ve özveri ile ‘el’ yazarken ‘lı’ sesinin üstteki satıra değdirerek yazılması gerektiğini tane tane anlatıyor torununa. Ve nihayet ‘el’ kelimesi yazılıyor. Hepimizde derin bir huzur ve gevşeme oluyor bu noktada. Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelir diye düşünürken ‘kolum ağrıdı, biraz dinlenmem lazım’ ya da ‘dersten sonra oyun oynamaya vakit kalacak mı?’ şeklinde bahane ve sorularla biraz daha vakit kaybedip ödevin kalan kısmına dönüş yapıyoruz.

İki satır arasında bir kereye mahsus düzgün yazılan ‘el’ kelimesi sonraki seferlerde yarısı alt satırdan taşmış,  yarısı çok büyük ve üst satırda olmak üzere karman çorman yazılıyor. Önce sol elle yazmaya başlayan çocuğum üç saniyede bir ‘kolum yoruldu’ diyerek el değişikliği yapıp sınırlarımızı zorlamaya devam ediyor. Bizimse ilk kelimeyi yazdırdıktan sonraki önceliğimiz ikide bir sildiğimiz defterin kazayla yırtılmaması oluyor haliyle.

Derin derin alınıp verilen nefesler, çekilen ya sabırlar derken çocuğun şevkini kırmamak adına kan kusup kızılcık şerbeti içiyoruz ailece. Belli etmesek de evde herkesin suratı beş karış. Derken yoğun çabalar neticesinde el birliğiyle ilk ödev sürecini tamamlıyoruz. Konunun, ödev bitene kadar benim anneanne ile torunun yanından hiç kalkmadan zebellah gibi oturarak verdiğim ‘bu masadan kalkarsan olay çıkar’ mesajıyla bir alakası bulunmuyor tabi 🙂

Bundan sonraki okuma yazma sürecimiz tahmin edeceğiniz üzerine yumuşak yüzlü anneanne ile de ilerleyemiyor maalesef ve devreye baba giriyor. Bu sefer de masada benim yerime anneanne gözlemci olarak oturmaya başlıyor. Bense olası kriz anlarında odaya girip ters ters bakan otorite rolünü üstleniyorum.

Bu süreci hafta sonları devralıp, ağırlığını ortaya koyarak başarıyla yürüten bizim evimizde eşim oldu. Hatta okuma-yazma sürecinin bir türlü çözülemediği kritik bir zamanda izin kullanarak soruna noktayı koydu diyebilirim. Hafta içi benim gözlemim ve anneannenin öğretmesi, hafta sonu da anneannenin gözlemi ve babanın öğretmesiyle okuma- yazma sürecini tamamlamış olduk.

Tabii tek sorunumuz okuma-yazmayı sökmek olmuyor maalesef. Aynı zamanda çocuğunuz yeni bir ortama giriyor, yeni arkadaşlar ediniyor. Üst sınıflardaki büyük çocuklar tarafından hırpalanmalar, kendi sınıfındaki arkadaşları ile hır-gürler, servis problemleri, bir gün bir kalemi öteki gün bir silgiyi kaybetmeler, ödev yapılacak kitap ya da defteri okulda unutmalar vs. yaşayabileceğiniz olası sıkıntılar…

Şimdi neredeyse öğrenim yılını bitiriyoruz. Her şey güllük gülistanlık değil tabii ki ama en azından bir rutinimiz oldu artık. Dönüp bakınca aslında bugünün şartlarında ne kadar zorlu bir süreci geride bırakmış olduğumuzu görüyorum.

Her evde okuma-yazma süreci buna benzer durumlarda mı şekillenmiştir yoksa siz bu süreci daha mı kolay atlattınız bilemiyorum ama yorumlarınızı merak ediyorum doğrusu.

Şimdi yazma sırası sizde. Çocuğunuz ilkokula başladığında neler yaşadınız, paylaşmak isterseniz yazının altına yorumlarınızı bekliyorum.

Sevgiyle kalın…

4 Comments »

  1. Aslı Mayıs 31, 2017 at 6:52 am - Reply

    Harçlık pazarlığına çok güldüm ?

    • admin Haziran 5, 2017 at 7:54 pm - Reply

      Neredeyse okullar kapanacak ama o pazarlık hala devam ediyor 🙂

  2. Nesrin Mayıs 31, 2017 at 11:43 am - Reply

    Yasemincim sonuna kadar heyecan içinde okudum yazdıklarını. Ellerine sağlık çok güzel dile getirmişsin. 1. Sınıfı bitireli 3 yıl olsa bile daha dün gibi aklımda yaşadıklarımız. Yazının sonunda hepsi aynıymış dedim bir kez daha..
    Şu an beraber hatırlayıp, videoları izledikçe çok gülüyoruz halimize..
    Gelecek olan bu güzel günlerle ilgili de yazılarını okumak dileğiyle. Sevgiler.

    • admin Haziran 5, 2017 at 8:10 pm - Reply

      Takibin ve bu güzel yorumun için çok teşekkür ederim Nesrin’im. Kim bilir daha neler yaşayacağız. Yazmak keyifli tabii ki ama yaşarken çok yorucu oluyormuş, öğrenmiş oldum. Ancak senin de dediğin gibi geriye dönüp baktığında hepsi güzel birer anı olarak kalacak. Bundan sonraki aşamaları da paylaşmak dileğiyle…
      Sevgiler

Yorum Yaz »