HAYAT HER ZAMAN PLANLADIĞIMIZ GİBİ GİTMİYOR, OLACAĞI VARMIŞ!

admin Haziran 12, 2017 4

Aslında bu yazıyı yazmak konusunda çok kararsız kaldım. Başta o kadar çok üzüldüm ki ağzımı bıçak açmadı. Fakat aradan belli bir süre geçtikten sonra hem eşim hem de ben konuya biraz daha espriyle yaklaştığımız için şimdi daha kolay yazabiliyorum.

Ne mi oldu? Eşimin sağ ayak bileğinin bağları yırtıldı. Olacağı varmış diyeceğim çünkü gerçekten her şey olacağı varmış diyebileceğim şekilde ilerledi o gün. Çok yakın bir arkadaşımızın oğlunun 1. yaş doğum günü partisine davetliydik. Doğum günü çocuğunun abisi, Ömer Doruk’un çok sevdiği arkadaşı da yolumuzu gözlüyordu aslında. Ancak Ömer Doruk her zaman gitmek için can attığı arkadaşının evine gitmek istememişti. Onun kendince planları vardı! ‘Ben babamla kalacağım, ders çalışacağız, satranç oynadıktan sonra dışarıda top oynacağız’ demişti bana. Şaşırmıştım gelmek istememesine. Sonuçta babasıyla vakit geçirmek için planladıklarını doğum günü partisi bittikten sonra da yapabilirlerdi. Ama dedim ya olacağı varmış…

Ben tek başıma gittim partiye. Günün sonunda da eve dönerken eşim aradı, telefonda ayağını biraz incittiğini, merak edilecek bir şey olmadığını söyledi. Önce aklıma kötü bir şey getirmek istemedim. Ta ki yolda ikinci kez arayana kadar. İşte o zaman ters giden bir şeyler olduğu hissetmiştim. Nitekim eve geldiğimde de eşimi elinde buz kalıplarıyla ayağına kompres yaparken buldum. Ne oldu, nasıl oldu dememe kalmadan ağrıları çoğaldı ve soluğu hastanede aldık. Acilde zar zor bulduğumuz ortopedi doktorunun istediği röntgenler sonucunda ayak bileğinde yırtık olduğu ortaya çıktı. Ayağı alçıya alındı. 10 gün bu şekilde kalacak, gerekli ihtiyaçlar dışında kıpırdamayacaktı. Doktor ayağını aşağıya sarkıtmasını bile istememiş, bacağını 90 derecelik açıyla sürekli uzatır halde oturmasını istemişti.

Hem ben hem Ömer Doruk çok üzülmüştük. Kafam karma karışık olmuştu. Bir yandan eşime üzülüyor, bir yandan 10 günlük süreçteki plan ve organizasyonlarımız aklıma geldikçe moralim iyice bozuluyordu. Öncelikle 10 günün sonunda alçı açılacak ve ayağı kontrol edilecekti. Gerek görülürse bir 10 gün daha alçıya devam edilecekti. Oysa bizim aylar öncesinden erken rezervasyon yaptırdığımız bir tatil planımız vardı. İkinci kez alçı demek tatil planlarımızın da bitmesi anlamına geliyordu. Ya da eşim ayağı alçıda bize eşlik edecekti. Öyle olsa bile ben hamile, neredeyse doğuracağım, eşim ayağı alçılı, Ömer Doruk’un peşinden kim koşturacaktı? Onunla havuza, denize kim girecek, kim oyunlar oynayacaktı?

Peki iki gün sonra Ömer Doruk için okulda yapacağımız sürpriz doğum günü partisine nasıl gelecekti eşim? Hadi gelemedi diyelim, Cuma günü oğlum birinci sınıfı bitirecek ve karne alacaktı. Demek oraya da eşim gelemeyecek, ben yine oğlumla kalacaktım. Bir de cumartesi doktor kontrolüm vardı tabii. Aklımda bir sürü deli soru ile bir başıma kalmıştım.

İki gün boyunca şiddetli ağrısı devam etti. Ağrı geçtikten sonra da hiç kıpırdamadan yatıp isteklerini buyurması benim olaya mizahi yönden bakmamı sağladı. Çünkü eşim normal şartlarda her zaman bana her koşulda yardım eden, kadın işi-erkek işi ayırımı yapmadan hayatı birlikte göğüslediğim can yoldaşım olmuştur. Fakat yaşadığı bu küçük kaza sonrasında yattığı yerden acıktım, susadım, bana kahve yapar mısın, sırtım ağırdı, üstümü örter misin vb. şekillerdeki isteklerini gülümseyerek söylemesi, önümüzdeki hafta ile ilgili de yaptığımız planlara eşlik edemeyip her şeyin benim üstüme kalması da olaya ayrı bir hava katmıştı. Ağrısı geçtiği için biz artık olayın mizahi tarafı ile ilgilenmeye başlamıştık karı koca.

Tabii doğum günü partisine, karne gününe, bebek alışverişine gelemedi. Bu görünmez kaza hem onu birçok planımıza dahil olmaktan uzaklaştırmış hem de evde olduğum sürece ayrıca onunla özel olarak ilgilenmemi gerektirmişti. Ona göre normaldi tabii ama bana göre bitmek tükenmek bilmeyen isteklerini sabırla karşılamaya çalışıyordum. Cumartesi günü hastanede doktor kontrolümüz vardı. Ömer Doruk ilk defa ultrasonda kardeşini görecekti ve üçümüz bir arada olacaktık fakat bu gidişle eşim buna da gelemeyecekti. Eşimin bana her yerde eşik etmesine, yanımda olmasına alışkın bir kadın olduğum için belki de hamileliğimin salgılamış olduğu hormonların da etkisiyle bütün bunlar bana ağır gelmişti. Üstelik bir sonraki hafta da yaz tatili programımız vardı. Otel, uçak tüm ödemeler yapılmış ve her şey hazırdı. Neyse ki bir arkadaşımızdan bulduğumuz koltuk değnekleri sayesinde hafta sonu doktor kontrolüme ailece gidebildik. Ömer Doruk kardeşini ilk defa ultrasonda gördü. Hem ultrasonun karnımın içini nasıl gösterdiğini anlamaması, şaşkınlığı, hem de kardeşini kurbağaya benzetmesi apayrı bir yazı konusu oldu benim için 🙂 Sonra da ‘anneciğim sakın yanlış anlama ben çok şaşırdığım için öyle dedim yoksa kardeşimi çok seviyorum’ dedi 🙂

Bunca yaşanan olayın içinde en büyük bomba da eşimin işyerindeki yoğunluktan dolayı hafta içi gazeteye gitmesi oldu. Benim moralim iyice bozulmuştu. Çünkü 10 gün içinde ayağı düzelemezse tatil programımızı da iptal etmek zorunda kalacaktık. Üstelik ayağını aşağıya sarkıtmadan uzatarak yatması gerektiği halde o kalkıp iki gün boyunca işe gitti. Araya hafta sonu girince evde iki gün dinlenip önümüzdeki haftanın başında da tekrar gitmesi gerektiğini söyledi. Neyse biz buna kırk kişilik bir ekibin yöneticisi olmasının verdiği sorumluluk duygusu deyip geçelim 🙂

Üst üste program yaptığımız bu zamanlarda bu talihsiz kaza zaten birçok şeyi ertelememize sebep olmuştu. Şimdi heyecanla Salı gününü, eşimin doktor kontrolünü bekliyoruz. Alçı çıkarılmazsa yine ayağını aşağıya sarkıtmadan yatması gerekecek ve biz Perşembe günü tatile gidemeyeceğiz. Yok yok iyileşmiştir kesin, artık kendini daha iyi hissediyor. Düzelmiştir artık!!! Of! Ömer Doruk da haftalardır heyecanla bu tatili bekliyordu. Tatile gidemezsek en çok o üzülecek. Acaba gidebilecek miyiz? Kafamda bir sürü soru… İçimdeki her şeyi kağıda döktüm bugün.

Şaka bir yana artık ne olacaksa olacak. Ucuz atlattık, Allah beterinden korusun diyorum sadece. Bütün bunlar, bana eşim yanımda yokken tek başıma gittiğim yerlerde yokluğunu ne kadar çok hissettiğimi, ona ne kadar çok bağlı olduğumu ve onu ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha gösterdi.

Yazımı okuyan eşini kaybetmiş hem annelik hem babalık yapan yürekli kadınları saygıyla alınlarından öpüyorum. Burada asıl anlatmak istediğim, yazımın başlığındaki gibi maalesef hayatın her zaman planladığımız gibi gitmediği. Önce ‘çok kötü oldu’ diye düşündüğümüz başımıza gelen böyle ufak olaylar için sağlık olsun diyebilmeli ve sonra hayata kaldığımız yerden devam edebilmeliyiz. Ben gebelik hormonlarımın verdiği güce dayanarak yaşadıklarımı, hissettiklerimi paylaşmak istedim sizlerle. Hayat çok ama çok kısa. Her zaman yapamıyoruz biliyorum ama mümkün olduğu kadar bugünü, bu anı kaçırmadan doya doya yaşamalıyız diye düşünüyorum.

Sağlıcakla kalın…

 

4 Comments »

  1. Seval bozkurt Haziran 12, 2017 at 4:58 pm - Reply

    Geçmiş olsun canım gürhan a. Cok can sıkıcı bir durum ama daha kötü olmadıgı için şükretmek lazim. Evet ne yazık ki hayat bazen bize böyle degisik sürprizler yapiyor. Ama hayat enerjisi yüksek insanlar bununla nasıl baş edecegini iyi bilir. (Senin gibi) ????
    Yazılarıni keyifle okuyorum. Sen başarılı bir erkegın yanındaki basarıli bir kadinsin bana göre. Hep daha iyiye ve güzele ulasmanı diliyorum.

    • admin Haziran 13, 2017 at 7:55 pm - Reply

      Güzel dileklerin ve yorumun için çok teşekkür ederim…

  2. GULCAN BİLGİN Haziran 15, 2017 at 12:03 pm - Reply

    yazıları yüzümde hoş bir tebessümle okuyorum yaşananların içtenlikle yazılması kullanılan üslüp cok iyi. sitenin daimi takipçisiyim. Hayattaki Isteklerine ve beklentilerine bakinca bunları gerceklestirdiğini goruyorum. Sanirim sen ne istedigini biliyorsun .yolunda bahtında açık olsun sevgilerimle.

    • admin Haziran 18, 2017 at 8:48 pm - Reply

      Çok teşekkür ederim. Böyle yorumlar yazma iştahını artırıyor insanın. Umarım senin de sevdiklerinin de bahtı hep açık olur. Sevgilerimle…

Yorum Yaz »